Köşe Yazılarım

BATI TRAKYA 1


Hayatımızın her dönemini farklı yaşarız. Bazen iyi zamanlar geçiririz, bazen de kötü zamanlarımız olur. Her anımız her anımıza uymaz, uysaydı eğer, hayat akıl almaz bir monotonluk ve sıkıcılıkla geçerdi. Fakat bir gerçek var ki dünyada yaşayan bütün insanlar, hayatlarının her evresinde iyi yaşamak ve mutlu olmak isterler. Hiçbir zaman kötü bir yaşamı seçmek istemezler. Mutluluktan yana olurlar. Bu yazdıklarıma istinaden size Batı Trakya Türklerinden bahsetmek istiyorum. Batı Trakya Türklerinin Yaşadıkları zorluklardan ve zulümlerden kaçışlarını yazı dizisi olarak yazmak istiyorum. İlk yazı dizime Batı Trakya Türklerin tarihini anlatarak başlamak istiyorum.
Batı Trakya Bölgesi tarihimiz açısından önemlidir. Osmanlı Devleti’nin Dağılma Dönemi’nde, bir çok devletlerin bölge üzerindeki sinsice davranışlarıyla birlikte, bölge üzerinde oynanan oyunlar ve buna karşılık Türk Devleti’nin ve halkının bu oyunları bozmaktaki mücadeleleri, Batı Trakya’nın tarihsel ve efsanevi boyutu hakkında bize bazı fikirler verebilir. Günümüzde halen geçerliliğini koruyan ve Türk-Yunan ilişkilerini etkileyen Batı Trakya’nın, tarihini incelediğimizde, önemli özellik olarak, Osmanlı askerlerinin ve bölge halkının kurdukları Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’dir. Balkan Savaşları sonrasında Batı Trakya’da Türkler ve Pomaklar başta olmak üzere çoğunluğu Müslüman ahali tarafından kurulan 3 ay süren bir devletti. Kuva-yi Milliye tabiri ilk defa Batı Trakya mücadelesinde kullanılır. Bu hükümet Osmanlı Devleti tarafından tanınmamıştı. Yunanistan, Batı Trakya bölgesine o dönemlerde, siyasi sebeplerden dolayı böyle bir devlete sıcak bakıyordu, hatta kendi iradesi ile Dedeağaç’ı bu devlete teslim etmişti. Bulgaristan ve Osmanlı Devleti ise yine siyasi sebeplerden dolayı bu devletin sonunu istediler. Devlet sadece 55 gün yaşadı.
Türk Milli Mücadelesinin simgesi olmuş, Kuva-yı Milliye (Milli Kuvvetler) adına 1913 yılında rastlıyoruz. Balkan Savaşı devamı resmi sınırı aşarak, Batı Trakya’da ilerleyen Teşkilat-ı Mahsusacıların, Binbaşı Süleyman Askeri Beyle, Kuşçubaşı Eşref Bey`in liderliğinde, yöre halkıyla, gönüllü milislerle kurdukları Batı Trakya bağımsız Türk Cumhuriyeti’nde, merkezi Gümülcine`de olan bu devlet, 31 Ağustos 1913`ten, 25 Ekim 1913`e kadar
yaşamıştır. Bu hükümetin ordusunda Kuşçubaşı Eşref Bey`e Kuva-yı Milliye Kumandanı unvanı verilmiştir. Ayrıca Manastırlı Hüsrev Sami ile Cihangiroğlu İbrahim Beyler de Kuva-yı Milliye Müfreze komutanlarıdır. Önemli bir husus da, bir Türk devleti ilk kez “Cumhuriyet” adını da bu devlet de kullanmıştır. Bağımsızlığını yeni kazanan Balkan devletlerinin birleşerek, Osmanlı Devleti’ne sırayla Karadağ, Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan’ın harp ilanları I.Balkan Savaşı’nın başlangıcını oluşturur. Osmanlı Devleti bu savaşa hazırlıksız yakalanmıştı. İkmal ve Levazım Teşkilatı’nın bozuk olması, muharebe gücü yüksek, deneyimli 120 tabur askerin terhis edilip Anadolu’ya gönderilmesi, askerin beslenme sıkıntısı, aynı zamanda ordunun siyasete karışması sonucu komutanlar arasında oluşan anlaşmazlık ve Balkan devletlerinin birleşmesine ihtimal vermeyen Osmanlı Devleti’nin sorumsuzluğu bu savaşın aleyhimizde sonuçlanmasında belirleyici olmuşlardır. Osmanlı ordusunun kısa sürede dağılması, Ekim sonlarında Bulgaristan’ın Çatalca önlerine gelmesine ve Osmanlı Devleti’nin Makedonya’yla irtibatının kopmasına neden olmuştur.Sırpların Üsküp’e girmesi ve Arnavutluğun işgal edilmesi artık Balkanlarda söz sahibi olmadığımızın göstergesidir. I. Balkan Savaşı sonucunda 30 Mayıs 1913’te Londra Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre Midye-Enez hattının batısında kalan bütün topraklar Balkan Devletlerine bırakılmış, Bulgaristan Dedeağaç ve Kavala arasındaki toprakların sahibi olarak Ege Denizi’ne çıkmış ve Osmanlı Devleti’nin batıdaki tek sınır komşusu olmuştur. Osmanlı’dan aldıkları toprakların paylaşılması konusunda birbirleriyle tutarsızlığa düşen Balkan Devletlerinin farklı menfaat algılamaları II.Balkan Savaşı’nın temelini oluşturur. Romanya’nın da çatışmalara intikali savaşa geniş bir boyut kazandırmıştır. Sofya merkezli çıkan bu savaş Bulgaristan’ın fazlaca hırpalanmasına neden olacaktır. Bulgaristan’ın içinde bulunduğu açmazdan faydalanmayı bilen Osmanlı Devleti Türkler için namus demek olan Edirne’yi geri almıştır. bu savaş sonunda Osmanlı Devleti’yle Bulgaristan arasında İstanbul Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşmaya göre Edirne ve Kırklareli Osmanlı Devleti’ne geri verilirken; Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasında da Atina Antlaşması imzalanmıştır.

Köşe Yazıları