YANLIŞIN KEYFİ
Zaman beklentilerimizin ilacı olsa gerek. Ne yazık ki, hayatın anlamı bazen, kişinin kendi hayatının, bitirmek üzere olduğunu hissettiği an anlaşılır. Tıpkı küçücük çocukların, hayat akışlarından bihaber, birbirleriyle oyun uyandıkları ve ya kavga edip barıştıkları gibi. Daha sonra bir de bakmışlar ki, zaman onları büyütmüş ve hayatın her zerresinden haber vermiştir. O zaman da bir çok yanlışlıklar yapılmış olup, bu yanlışlıkların, tecrübeleriyle yoğrulan hayatları anlam kazanmıştır. Bu hayatlardan kiminde mimar, mühendis çıkmış, kiminden hacı, hoca, imam . Kiminden de siyaset adamı, politikacı çıkmış. Bu hayatlar ne kadar tecrübe edinmiş, orasını sorgulamak değil niyetim. Ama bir gerçek var ki, işte bu gerçek hayatın var olan doğruları…..
Peki gerçek doğru, kime göre doğru ve neye göre doğru. Ya da yanlış neye göre yanlış. İşimize göre mi? Aşımıza göre mi ve ya kendi doğrusuna göre mi? Yani keyfine göre mi? Dünya da kaç çeşit doğru var. Sanırım kişilerin hayat akışlarına göre, doğruları da değişmektedir. Peki kişiden kişiye değişen doğruların, vicdan muhakemesindeki doğrularıyla karşı karşıya geldiğinde ne oluşur? Azap mı? Yani……
Aslında keyfe göre doğru olmaz. Aman işimize zarar gelmesin, yerimiz sarsılmasın, koltuğumuz gitmesin diye, olan doğruları yanlışmış gibi gösterilirse ve bunun sonucunda da yanlışlık yapılırsa, o zaman yanlışın keyfine diyecek yok. Doğruyu söyleyen ve ya doğru iş yapan kişi de çok önemli. Eğer o kişi bizden taraf ise hiç önemli değil yanlışlık yapsa da onun zaten yanlışı doğrudur. Ama bizden taraf değil ise o iş doruysa
bile, o doğru baştan kaybetmiştir hüküm yemiştir. O iş yanlıştır. Hadi bakalım yanlışa bir keyif daha çay kahve… Doğrunun doğru ve ya yanlış olması değil, doğrunun hangi taraftan yapılmış olmasıdır önemli olan.
İman ile sıvanan insanoğlu kendinin ne yaptığının farkında olan insandır, o insandan kolay kolay yanlış beklenmez “İman Bir Hazine, iblis Bir Hırsız, Akıl ise Hazinedardır. Hazinedar Giderse Hırsız Hazineyi Çalar.” Demiştir Hünkar Hacı Bektaş-i Veli.
Bir insanın mantığı yol almalıdır. Aklı ile ışık tutmalıdır. Kimin söylediğine değil de doğrunun doğru olduğuna bakılmalıdır.
Yüzyıllar boyu gerçek doğruları söyleyenler, bir çok işkencelerden geçirilmiş ve bir çoğunun hayatlarına son verilmiştir. Bu insanların içinde bir çok bilim insanı da yer almaktır. Önderler, liderler nice ozanlar, sanatçı ve yazarlar vs. çoğaltabiliriz.
Örneğin Galileo’nun o yılların yanlışı ama günümüzün doğrusu olan dünyanın güneşin etrafında döndüğü yönündeki Copernicus kuramını desteklemesinden dolayı Engizisyon mahkemesinde sorguya çekilmiştir. Ya da 212 yılında doğruyu bulmaya çalışan Archimedes gibi büyük bilgin, evinde yine bir problemle uğraştığı sırada, Romalı kumandan Marcellus, Sirakuza şehrini kuşatır. Kumandan büyük saygı duyduğu ve zekasını 3 yıl boyunca alt edemediği bu bilginle tanışmak ister ve bir askerini gönderip saygılarını sunmak için onu huzuruna davet eder. Fakat Archimedes, çözmeye çalıştığı problemle öylesine meşguldür ki, daveti çözüme ulaşmadan doğruyu bulmadan, kabul etmeyeceğini söyler. Bunun üzerine asker, kumandana yapılan bu saygısızlık karşısında sinirlenerek Archimedes’i bir kılıç darbesiyle oracıkta öldürdü.
Evet zaman bazen zalimce oyun oynar insanoğluna. Oysaki her şey gelip geçicidir. Yaptığın binanın harcını doğru kardıysanız, o bina kolay kolay yıkılmaz, ama yanlış kardıysanız pek de uzun dayanmaz ve yıkılır, bina yıkılırken altında kalan siz ve sevdikleriniz de olabilir.
