MEZOPOTAMYA – 4
Mezopotamya’nın tarihini anlatmakla bitiremeyiz. Kendi sınırları içinde yaşayan medeniyetleri ile Mezopotamya’nın tarihe ışık tuttuğunu hepimiz biliriz. Günümüze gelen ve değişen Mezopotamya kuşağında, felsefe, sanat ve benzeri alanlarda az da olsa eskilerin izlerini bulmak mümkündür.
Mezopotamya’da eski dönemlerde yaşayan krallar ve rahipler, devlet kademesinin en üst sınıfını teşkil ediyordu. En üst sınıfı teşkil edenlerin dışındakiler ise soylular yani asiller, hürler ve kölelerdi. Eskiden Mezopotamya’da yaşayan asillere kral tarafından geniş topraklar verilirdi. Buna istinaden asiller ise savaşta kralın yanında bulunurlardı. Kralla birlikte savaşa katılır düşmanın karşısında yine kralla birlikte savaşırlardı. Hürler özgür olanlardır hürlerin arasında ise, askerler, köylüler ve zanaatkârlardan bulunurdu.
Zanaatkârların yapmış olduğu eserler, Mezopotamya’da önemli yer tutmuştur. Mimari ile ilgilenen sanatçıların ve zanaatkârların yapmış oldukları mimari yapılar ve diğer eserler günümüze Mezopotamya ile ilgili bilgileri taşımıştır. Bununla ilgili pek çok arkeolojik kazılar yapılmış ve ortaya pek çok eser çıkmıştır.
Mezopotamya’nın mimari sanatı Mısır’a benzemektedir. Mısır’da olduğu gibi mimari yapıda sütunlar, filpaye dediğimiz, cami, kilise gibi yapılarda kubbeyi taşıyan, dört köşe ya da yuvarlak örme ayak gibi öğeler ile cepheden anlatım yapılmış ve simetrik olan, dikey bir kuruluş şekli vardır. Teknik olarak bakarsak rölyeflere, derin bir kazıma olmadığını görürüz. Geniş yüzeylerde ise kübik bir anlatım fark edilir. Mezopotamya sanatının ilk zamanlarında, organik biçimlerin geometrikleştirildiği ve süs öğesi haline getirildiği görülür. Örnek verecek olursak, günümüzde Tel El-Fara olarak isimlendirilen ve Güney Mezopotamya’da bulunan, diğer adı Şuruppak olan kentte yani Fara’da bulunmuş olan pişmiş topraktan bir levha üzerindeki yılanların, bir örgü motifi haline getirildiği görülmektedir. Bu şekil değiştirme, bizim kilimlerimizde olan durumdur.
Mezopotamya’da yaşayan köleler ise, mal gibi alınıp satılan, savaşta kazanan kesim tarafından esir alınan, pek çok işlerde çalıştırılan ve para karşılığında satılan kişilerdir. Antik çağda kölelik eski Mısır, Bâbil, Mezopotamya, eski Yunanistan ve Roma medeniyetlerinde görülür ve bu medeniyetlerle başlar ve kökleşir. Köleliğin çok eski geçmişi olan eski inanç, felsefe ve uygarlıklarda dahi kökleşmiş bir kurum haline gelmiştir. Babil kralı Hamurabi’nin yasalarında da kölelik ile ilgili bir takım unsurlar yer alır. Eski filozoflardan bazıları (Aristoteles ), bazı insanlar doğuştan köledir tezini savunurlar. Köle olan kişiler, diğer kişilere olan borçlarından dolayı özgürlüklerini kaybetmiş kişilerdir.
Yine bu köleler arasında Sparta’nın egemenliği altındaki Helotlar bulunmaktadır Lakonia ve Messinia bölgelerinde yaşarlar. Bu bölgelerdeki halkın pek çoğunluğu hürriyetlerini kaybetmiş topluluklardır. Toprağa bağlı olarak hayatlarını devam ettirirler ve ekonomik alanda Sparta’da yaşayan halkı destekler, oradaki halkla birlikte hareket eder konumundadırlar. Sparta hâkimiyetindeki bölgelerde yaşayan Helotlar’a çok kötü davranılmış, bazen yargılanmadan, toplu şekilde suçlu bulunarak, daha doğrusu ister suçlu olsun, ister suçlu olmasın herkese cezalar verilmiş, çoğu kez haksız yere işkence edilmiş ve hatta cezai yaptırım olmadan hayatlarına son verilerek öldürülmüşlerdir.
