Ekim 5
Dünya, ekonomi üzerine döner. Sermayedarların dünyayı yönetmesi ile şekillenen yaşam biçimleri, toplumların gelenek ve göreneklerini derinden etkiler.
Toplumların yaşam tarzları, kişilerin yaşayış biçimlerinin etkileriyle oluşur. Her bir birey, her toplumun birer ferdidir. Her fert, kazandığı ile kendi yaşamını idame eder. Bireyler kazanamadığı taktirde kişiler mutsuz olur ve kişide psikolojik sorun oluşturur. Kişilerle birlikte, toplum kaosa sürüklenir.
Ekonomi, aynı zamanda da devlet politikası haline gelmiştir. Her devlet kendi ekonomik politikasını en iyi şekilde düzenlemekle sorumludur. Bir ülkenin ekonomisi ne kadar güçlü ise, o ülkenin geleceği o kadar iyidir. Güçlü ekonomi demek, o ülkede yaşayan toplumların huzurlu, mutlu yaşaması demektir. Ülke ekonomisinin iyi olması demek, ülkede yaşayan insanların refat düzeyinin yüksek olması anlamına gelir ki, bu durum toplumları kaostan uzak tutar.
Peki ülkelerin kendi içindeki ekonomileri nelerden etkilenir?
Bir ülkenin ekonomisi dışa bağımlı ise, dışarıdan gelebilecek olumsuz en küçük hareketlenmede, o ülkedeki ekonomiyi olumsuz olarak etkiler.
Sömürünün olduğu bir dünya kurmamak gerek. Her yapılan sömürü, toplumları esir alır ve kaosa sürükler. Ülke içinde iç savaşın çıkmasına sebebiyet verir. Bu durum da birilerinin işine gelir ve hep kazanan o birileri olur.
Bir ülkenin ekonomik gelişiminin bir başka ülke tarafından engellenmesi sonucunda, savaşların çıkabileceğini unutmamak gerekir. Yapılan pek çok antlaşma, genellikle güçlü ülkelerin aleyhinedir. Güçlü ülkelerle yapılan antlaşmalardaki maddelerin pek çoğu, taraflı olup, sömürü düzeni üzerinedir. Antlaşma maddeleri bir yerde tıkanınca, antlaşma bozulur ve devletler arasındaki ilişkiler tehlikeye girer. Bu durum çözülemediği taktirde ise, sonucu savaşa kadar gidebilir.
Savaşı kimse onaylamaz. Ama yapılan savaşlar üzerinden nemalan pek çok ülke olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Bu yüzden de savaşın çıkması dahi, ekonomik çıkardır. Ne yazık ki bu durumdan en zararlı çıkanlar ise, o ülkede yaşayan toplumlardır.
Barışın sağlanabilmesinin başında bağımsızlığın kazanılması yatar. Bağımsız olamayan bir ülkede barışın olmaması kaçınılmazdır. Barış, özgürlğünü kazanmış toplumların, mutluluğu ve huzurunu derinden etkilediği gibi, toplumları da kaostan uzak tutar.
Mutlu olanlar kavga etmez, mutlu olup kavga edenler ise hastadır.
