TARİHE DAMGA VURAN MEDENİYETLER -8-
Bu hafta, “TARİHE DAMGA VURAN MEDENİYETLER “ adlı köşe yazımın konusunu Urartular oluşturmaktadır.
Urartu Devleti Doğu Anadolu’da yaşamış ilkçağ ulusudur. Urartu Medeniyeti Van Gölü çevresinde kurulmuştur. İ. Ö. I. binin başlarında kurulan bu devletin en güçlü dönemlerinde, toprakları Urmiye Gölünden Fırat Nehri Vadisine kadar uzanmış, oradan da Kafkasya’nın güneyindeki Gökçegöl, Aras Nehri Vadisi ve Karadeniz’in doğu sahillerinden Musul’a, Halep’e, Akdeniz’e kadar uzanan geniş bir alana kadar olan topraklar üzerinde yer almaktadır.
Urartular üzerinde arkeolojik araştırmalar 1879 yılında başladı. Van-Toprakkale bölgesindeki bu arkeolojik çalışmaya İngilizler, Ruslar, Almanlar, Amerikalılar katılmışlardır. 1938’de Erzincan yöresindeki Altıntepe’de çok değerli Urartu eserlerine rastlanmıştır. Bu eserler Ankara Müzesi’nde bulunmaktadır. Bugün Türkiye’deki Urartu araştırmaları yalnız Türk arkeologları tarafından yapılıyor
Yapılan arkeolojik kazılardaortaya çıkan, İ.Ö. 600 yıllarında kuzeyden gelen Med – İskit akınlarıyla ortadan kalkan Urartu adına ilk defa İ. Ö. XIII. yüzyılda hüküm süren Asur kralı I. Salmanasar’a ait çivi yazılı belgelerde rastlanmaktadır. Urartuların da diğer medeniyetler gibi bazı dillerden etkilenmiştir. Bu duruma göre kullandıkları dil, Hurri dilinin bir lehçesidir. Bu dili konuştukları yapılan araştırmalar sonucunda anlaşılmaktadır. Hurriler, hemen hemen aynı bölgelerde, doğu ve güneydoğu Anadolu’da Antakya’ya kadar uzanan alanlarda, Urartu krallığından beşyüz yıl önce kurulmuştur. Huriler aynı zamanda Hititler gibi çağdaş büyük bir medeniyet kurmuşlardır.
Ele geçen Urartu çivi yazılı tabletleri sayıca çok az olup kontrat ve mektuplardır. Urartular’ın en önemli kitabeleri taş levhalar üzerinde bina bloklarında veya kayalar üzerindedir. Aynı zamanda da Hitit hiyeroglifine benzeyen resim yazısını kullanmışlardır. Kullandıkları bu yazı ile birbirleri arasındaki iletişimi sağlamaktadırlar.
Urartu’nun sınır bölgelerinde, krala bağlı beylikler bulunuyor olup, teokratik bir devlet olan Urartu Devleti’nin yönetim sistemi feodaliteye dayanmaktaydı. Burada bulunan beylikler aynı zamanda da krala vergi vermelerine rağmen, kendi bölgelerinde bağımsız olarak hüküm sürerlerdi. Bu beylikler kuvvetli kalelerde oturur, savaş zamanlarında ordularıyla birlikte Urartu kralının emrine girerek Urartu Kralı adına savaşa katılırlardı.
Urartular en parlak devirlerini İ. Ö. IX. ve VIII. yüzyıllarda yaşamışlardır. Sarp ve kayalık olan bölgenin bayındırlaştırılmasında oldukları gibi mimarlıkta da usta olduklarını inşa ettikleri saray ve mabetlerle göstermişlerdir. Urartu medeniyetinde yapılar kişilerin hayatında önemli bir yer tutmaktaydı. Yapılan
her yapının belli bir zahmeti bulunurdu. Hatta coğrafi şartlar yapıların durumunu değiştirirdi. Öyle yapılar yaparlardır ki yapılarını bu bölgenin coğrafi şartlarına göre uyarlarlardı. Taşlar üzerine pek çok işlemeler yaparak anıtlarda kullanırlardı. 20 – 25 ton ağırlığındaki taşları çok güzel işleyerek sarp tepelere çıkarıp anıtsal yapılar inşa ederlerdir.
Yine yapılan arkeolojik kazılarda Urartulara ait farklı farklı eskiye yönelik eserler bulunmuştur. Urartu sanat eserleri arasında önemli bir grubu da mühürler oluşturmaktadır. Silindir ve damga mühürlerin yanısıra silindir – damga biçiminde olanlar Urartular’ın mühürcülük alanına getirdiği önemli bir yeniliği göstermektedir. Mühürler üzerinde hayvanlar, karışık varlıklar ve bitkisel motifler bol olarak kullanılmıştır.
Yazımın sekizinci bölümünde görüşmek dileğiyle hoşçakalın.
