Köşe Yazılarım

Türkiye’de Kadın Olmak

TRKİYE’DE KADIN OLMAK

, bazen anne, bazen baba, bazen evin reisi, bazen işçi, bazen bir annenin çocuğudur. Bunları sıralamak ve bunları çoğaltmak oldukça mümkün. Kadın olmak bazen insana ağır vasıflar yükler. Ama bir geçek var ki, kadın hangi rolü alırsa alsın, Türkiye koşullarında yaşaması ve ayakta durabilmesi oldukça zordur. Bunun nedenini bir çok durumlarla sıralayabiliriz. Her şeyden önce kadın toplumda çok çabuk suçlanabilen ve çok çabuk dışlanabilen bir canlıdır. Gerektiğinde toplumda el üstünde tutulabilen kadına, çoğu zaman suçlu gözü ile bakmak çok kolaydır. Suçu kendisinin işlemesi şart değildir. Evin bireyi hatalı olsa bile o evde önce kadın suçlanır. Maalesef kendi hemcinsleri arasında da durum böyledir. Bazı kadınlardan oluşan dernekler bile, kadın haklarında bahsederken ve kadınlarımızı şu şekilde ve ya bu şekilde korumak gerekir derken bile, bir de bakmışız ki ilk darbeyi onlar vurmuştur. Bazı kurumlar ise gerçekten bu olayı çok güzel bir şekilde üstlenmiş ve ne gerekiyorsa, kısıtlı da olsa yapmaya çalışmıştır. İnsan haklarını düzenlerken bile kadınlara verilen hak erkeklerin kendi özgürlüklerini kısıtlayamayacak şeklindedir.
Oysa ki biz bir şeyleri hep yarım bırakmışız ve bir şeylerden uzak durmuşuz. Biz çok şey bilmişiz, çok şey anlatmışız, her şeyin en iyisini yapmaya çalışmışız, sevgiyi anlatmışız ama sevgiyi uygulamayı unutmuşuz. Biz bir aradayken ve birbirimize yakın iken bile, aslında birbirimize çok uzak olduğumuzun farkına varamamışız. Töreleri, cinnetlikleri, cinayetleri, hırsları, kızgınlıkları, suskunlukları hep kadınlar üzerinde uygulamışız. Bazı kadınlarımızı evin aile mensupları kadını evde köle durumuna getirmiş. Toplumun kadına bakış açısını değiştirmemiz çokta kolay bir olgu değildir. Hele bir de kadınlarımız arasında dullarda var ise vay o kadınlarımızın haline. Bütün oklar zaten onların üzerindedir. Zaten orda otomatikman dedikodu makinesi devreye girer. Orda hiç bir şey yapamayız. O durum bambaşka bir şey. Bu yüzden de bir çok kadınımız mecburiyetten dolayı tekrar evlenmek durumunda kalır ve çoğunlukla mutlu bir evlilik de sürdüremezler. 
Topluma eğitimi verirken, insana bakış açısını ve sevgiyi işlememişiz. Mekanik robot insanlar yetiştirmeye çalışmışız. Yargılarken, sorgularken gerçeklerden uzaklaşıp, yerini nefrete ve kine bırakmışız. Yargılarımızı acımasızca yaparken olayın aslını unutup, üstünü hayali duygularla ve önyargılarımızla örtmüşüz. 
Kısacası eğitimli toplum olmak, okuma yazma bilen üniversite okuyan, meslek sahibi olan toplum demek değildir. Eğitimli toplum okuduğunu anlayan, anladığını doğru bir bakış açısıyla araştırıp uygulayan toplumdur. Biz kadınlarımızı eğitirken aslında toplumu da eğitmemiz gerektiğini unutmamalıyız.
Evde kocasından, kaynanasından izinsiz bir şey yapamayan kadının önce kaynanasını, çünkü bir evde çocuğu yetiştiren her şeyden önce annedir, sonra da kocasını çünkü kaynana oğlunu eğitmiştir ve neye nasıl karar vereceğine oğlu karışır eşini karıştırmaz bundan dolayı da kocayı eğitmemiz gerekir. 
Bazen pardon demek işleri geciktirir ve nice kadınlarımızın aramızdan kaybolmasına neden olur. Gerçekçi olmak. işin aslını bilmek, olayın özünün neden kaynaklandığını iyi anlamak gerekir. bir nebze de olsa küçük bir kısmı bunlara dayanmaktadır. Bu unsurlar sadece denizde bir damladır. 
Ben sadece küçücük bir kısmını içimden geçtiği gibi anlatmak istedim umarım sizleri sıkmamışımdır.

Köşe Yazıları